Hayat sonraları sevmez.

İnsan, geleceği güvenli bir depo sanıyor. Söylenmemiş sözleri, yaşanmamış sevgileri, ertelenmiş yolculukları, başlanmamış işleri oraya bırakıyor.

Sonra dönerim, diyor.

Sonra hissederim.

Sonra söylerim.

Sonra affederim.

Sonra cesaret ederim.

Sonra ilgilenirim.

Oysa “sonra” diye bir yer yok.

Hayat, hep şimdinin kırılgan yüzeyinde gerçekleşiyor. Beklediğimiz her gün bizden habersiz biçim değiştiriyor. Biz hazır olana kadar insanlar yaşlanıyor, şehirler dönüşüyor, beden sessizce başka bir dile geçiyor. Beklemek, çoğu zaman hiçbir şeyi korumuyor; yalnızca onu erişemeyeceğimiz bir uzaklığa taşıyor.

Belki de zaman, cesaret gösterdiğimiz anlarda yoğunlaşan bir madde. Ertelediğimiz her karar, onu biraz daha inceltiyor.

Hayat sonraları sevmez.

Çünkü yaşamın dili gelecek zaman değildir. Kalbin atışı şimdi olur. Nefes şimdi alınır. Birine dokunmak, ağlamak, üretmek, vazgeçmek, başlamak… Bunların hiçbirinin fiil çekimi “sonra” değildir.

Belki de “sonra” diye bir şey yok. Sadece kaçırılmış “şimdi”ler vardır.