Bir insanın içinde gerçekten aydınlık varsa o insanın, karanlıktan geçtiğinde gerçek aydınlığı ortaya çıkıyor. Hayatın içindeki zorluklar, kayıplar, yalnızlıklar ve düşüşler.. Bunların her biri karanlığın başka bir yüzüdür. Ve insan, kendi içindeki aydınlığı bu anlarda taşır. Dışarıdan gelen ışık değil, içeriden parlayan kıvılcım yolunu aydınlatır.

Gerçek aydınlık, en çok ihtiyaç duyulan anda, en karanlık yerde belirir. Ve belki de bu yüzden, insanın içindeki ışık kendine ayna olur. Bu ayna, dışarıdan dayatılan kimlikleri, beklentileri ya da maskeleri göstermez. Tam tersine, insanın özüne en yakın olan tarafını görünür kılar.

Asıl meziyet, o aynanın karşısında kendini tüm çıplaklığıyla kabul edebilmektedir. Çünkü ışığın gücü, başkalarına yol göstermeden önce, sahibine kendini hatırlatmasında yatar.