Maskeler, çoğu zaman korunmak için taktığımız, bazen de görünmek için özenle seçtiğimiz kabuklardır.
Onlar sayesinde kimliğimizi istediğimiz gibi şekillendiririz. Fakat her maske aynı zamanda hakiki sesi bastırır.
Düşürüldüğünde ise; sansür kalkar ve özne, kendi çıplak hikayesiyle yüzleşir.
Çıplak bir hakikat yayılır çevrene.
Yüz artık tek başına imgesel bir yüzey değil, altında çalışan dokuların, hafızaların ve ilişkilerin titreşimli bir ağıdır.
Ruh ise burada, çoklu bağlamların canlı bir rezonansı haline gelir.
Onun düşüşü, bastırılmış olanın sahneye geri dönüşünü tetikler; işte bu, ürperti anıdır.
Hafiflik, artık o bastırmanın yükünü taşımamanın yarattığı serbestliktir.
Özgürlük ise; öznenin kendi arzularını, korkularını ve yaralarını görünür kılabilme cesaretinde yatar.
Hayat ise buna ufak bir gülümseme ile bakar.