Beni daha da aşağıya taşı, öfkemizin bulunduğu yere.
Orada taşların soğuk yüzeyine sinmiş, unutulmuş çığlıklar var.
Bağlar ve bahçeler ve topraktan çıkan ruhlar..
Zaman gölgelere karışıyor; toprağın altına gömülmüş sesler yeniden titreşiyor.
Bu sessizliğin içinde öğreniyorum: dünya ilgisiz, gökyüzü suskun, ayna paramparça.
Şimdi ise her bir aynada hayalet görüyorum..
Kırık aynalarda gördüğüm silüetler, bana yabancı değil.
Onlar, gövdemden kopan parçalar; her iki geçmişin bir yankısı.
Her bakışta çoğalıyor, çoğaldıkça beni tüketiyor.
Tükendikçe hissizleşiyorum.
Tekrardan bakıyorum: ortada ne ayna var, ne de hissizleşen hayalet.
Ve yeniden soruyorum: bu aynaların bana kastı ne, gördüğüm hayalet mi ne?