Sanal gerçekliğe farklı bir yorum kattığı kesin.
Zihin gördüğünü gerçek zanneder, evren onu yaratır.
Evren deyince ucu anlamsal olarak çok açık, çok eşanlamlı tabi; kimi için Tanrı’nın başka bir adı, kimi için bilimsel bir formül, kimine bizlerin paralel evrendeki diğer benlikleri ile kodlanır, kimi de aydınlanmış üstatlar yani geçmişimize bağdaştırır. Evren her ne ise hepimizce bir üslubu olduğu kesin.
Sanat ve sanatçı bunun neresinde?
Sanatçı içinse evren, gözün kandırılabilirliğiyle başlar. Sanat burada yalnızca nesneleri değil, kavramları da manipüle eder.
Ve belki de tam burada devreye girer: Gerçeği yaratmaz, ama ona benzeyen bir şey üretir. Bazen daha ikna edici bir versiyonunu, bazen de içinde tiksindiği o olgunun iğrendirici gerçekliği ile dışavurumunu. Bir kozayı rahimle, bir ağ’ı hafızayla, bir silueti kimlikle özdeşleştirebiliriz.
Gerçeklik, bu bağlamda, imgenin sunduğu aldatmaca kadar derindir. Belki de sadece algı mühendisliğinden ibaret.