Düşmüş melek (İng. Fallen angel), özellikle Yahudi, Hristiyan ve İslami geleneklerde Tanrı’ya başkaldırdığı ya da bir emri çiğnediği için cennetten kovulan melekleri tanımlar.
Bir Düşüş Teorisi
1. Düşüş bir sona değil, başlangıca aittir.
Cennetten kovulmak bir kayıp değil, bir varoluş türüdür.
Tanrı’nın mutlaklığı içinde sessiz kalan varlık, yeryüzüne düştüğünde ilk kez ses çıkarır.
Ve o ses, çoğu zaman bir çığlık, bazen bir fısıltı, ama her zaman bir ilk benliktir.
Düşüş, bir dışlanma değil; kutsallığın içinden doğan farkın ifadesidir.
2. Düşüş, ışığın reddi değil; gölgenin kabulüdür.
Melek gökyüzünde “tam”dı; ama tamamlanmış olmak hareket etmemek demekti.
Düşerek yarıldı.
O yarıkta ilk kez beden, arzu, acizlik, özlem belirdi.
Ve her arzu, tanrısallıktan bir parçayı eksiltmek değil; ona gölge düşürerek daha gerçek kılmak demektir.
3. Düşüş, bireyin oluşudur.
İtaat eden melek, bir figürdür.
İsyan eden melek, bir karakter.
Yani düşen melek, ilk kez kendi olur.
Tanrı’ya başkaldırmak, Tanrı’ya düşman olmak değil; kendinin Tanrı olmadığını bilmek demektir. Bu farkındalık, düşmenin kalbindeki trajik bilinçtir.
4. Düşüş cinsiyetsizliğin kırılmasıdır.
Göksel varlıklar ne kadın ne erkekti.
Ama düşüş, bedeni hatırlattı.
Etle, arzuyla, doğumla tanıştılar.
5. Düşüş bağ kurmaz; bağın kendisidir.
Düşen melek yerleşemez, ait olamaz.
Ama dokunur, İz bırakır.
Gölgesiyle mekân yaratır.
Kendisi geçse de, yansıması hep oradadır.